HAMZAT GELAYEV'İN SHAADETİ
Kaynak:29.02.2005 Kavkaz Center / Gilani Turaşev, ÇİC Tugay generali
28 Şubatta, ÇİC silahlı kuvvetleri tugay komutanı Tuğgeneral, Hamzat Gelayev’in, Dağıstan dağlarında kalabalık Rus birliği ile tek başına mücadele ederek Şehit oluşunun birinci yıldönümü oluyor.
Rus yönetmen Aleksandr Sladkov’un "Bulun ve Yok edin: Gelayev çetesinin sonu" adlı film – Lubanka bodrumlarında sipariş edilen bir masaldır ve başka hiç bir şey değildir. Bu masalda, Dağıstan asıllı iki Hunzah sınır koruma birliği üyesi Abdul-Halik Kurbanov ve Muhtar Suleymanov hakkında. Bu film 21 Şubat 2005 tarihinde Rus "Rossiya" televizyon kanalında gösterildi.
Bu hayali masala göre, "Muşak" adlı sınır koruma merkezi görevlisi, arkasında çanta ile yolu geçmeye çalışan birini görmüş. Bu kişi, göründüğünü anlayınca, nehiri geçmiş ve ormanda saklanmaya çalıştı. Sınır koruma görevlileri Kurbanov ve Suleymanov, slav asıllı komutanlarından "esrarengiz yolcunun" kimliğini belirleme emri aldılar ve yola çıktılar. Bilinmeyen adam, Çeçen general Ruslan Gelayev’in ta kendisiymiş ve peşindekileri nehre sürükleyerek orada pusu kurdu ve ateş açtı. Sonuç olarak iki asker "cesaret örnekleri" göstererek öldüler ve "Rusya kahramanları" madalyalarını aldılar. Ama ölmeden önce, Gelayev için ölümcül olan kurşun serilerini de attılar…
Lubanka gazetecisi Sladkov, bir kez daha topraklarına "giren Çeçenlerden" Dağıstanlıların nefret etmesi ve sıradan Rus insanların "Siyah Meleğin" ölümü hakkında versiyon sahibi olabilmeleri için, böyle ucuz bir masal üretti. İşin aslı, 28 Şubatta Dağıstan’ın dağlarında gerçek bir savaş yaşandı. Bu haberi Kavkaz Center "onlara ölü demeyin" adlı haberinde yazmıştı. (14.04.2004):
"Makineli el tüfeği ile savunma yapmaya çalışırken, askeri helikoptere saldırmak zorunda kaldı. Helikopterin bir sonraki saldırısında makineli tüfeklerden çıkan kurşunlar elini kopardı. Hamzat dağ yamacına yaslandı ve kan kaybından ölene kadar savaşmaya devam etti. Ölümünden sonra bile işgalciler korkudan yaklaşamadılar kendisine ve birkaç saat boyunca ölü komutanı kurşun yağmuruna tuttular. İşgalciler Hamzat'a yaklaştıklarında, sağ kalan elinde pimi çıkarılmış el bombası tuttuğunu gördüler.
Çeçen halkının tarihi, asırlarca isimleri bilinecek kahramanlık öyküleri ile doludur. Ölümünden sonra Rus medyası olayı çarpıttı ve Çeçen komutanın dizler üzerinde durarak elinde çokolta tuttuklarını söylediler. Böylece onlar Çeçen komutanı aşağılamak istediler.
Fakat bu budalalar bilmiyorlar ki, tüm dünya önünde Çeçen komutanın Müslümanların günde beş vakit kıldıkları namaz duruşunda, secdede öldüğünü belirttiler. Müslümanlar biliyorlar ki, bir Müslüman bu pozda Allah'a en yakın olduğu zamandır. İşte böyle Allah, düşmanlarının ağızları ile gerçekleri buyurur.
İşte böyle gidiyorlar Çeçen askerler ve yeşil kuşlar gibi cennetin nehirleri üzerinde uçuyor, Yaratanın önüne çıkmak için ve Cihatlarını anlatmak için Kıyamet Gününü bekliyorlar. Yaraları parlak ışık saçacak ve mis kokacaklar. Çeçen toprağı bu kokuyu içine sindirmiş on yıl içerisinde.
Torunlarına güzel örnekler bırakıp bu dünyadan gelen Şehitlerin mezarlarında bayraklı yüksek direkler duruyor. Allah onların Cihadını kabul etsin ve niyetlerine göre versin!"
Sladkov’un masal filminde Rus Gizli Servisinin Gelayev için açtığı "N130" davasının yorumcuları olarak, Çeçen halkının ünlü katilleri Gennadiy Troşev, Vladimir Bulgakov ve Mihail Labunets ile Kremlinin Çeçen maşaları Beslan Gantamirov ve Ruslan Yamadaev yorumlarda bulunuyorlar.
Bu durumun ve yorumların en komik tarafı, Gantamirov ve Yamadaev’in sadece vatan hainleri ve Troşev gibi cellatların köleleri olması değil, aynı zamanda daha önce İçkeriya tarafından savaşmış olmalarıdır. Bunun için Yamadaev gibi hainin Şehit olan Gelayev ve diğer komutanlar hakkında söyledikleri, bumerang gibi kendisine döndü: bir hiç, Çeçen hain, Putin’in zombisi, göçebe, pislik ve aşağılık.
Torunlarına şehadet örneği bırakıp diğer dünyaya göçen Çeçen komutan Şehit Gelayev’in ismi ise, Ruslar onu isimsiz mezara koyduysalar da, halkın hafızasından hiçbir zaman silinmeyecektir.
Çeçen komutanın ölümünden hemen sonra basında ortaya çıkan yorumlar ve açıklamalar bunun delilleridir.
• "Çeçen halkı kahramanlarını kaybetmeye devam ediyor. Onlardan biri Hamzat Gelayevdir. Ama ölenlerin yerine yeni komutanlar ve yeni kahramanlar geleceklerdir. Çeçen halkı şu yada bu isimlere ve ünlere bağlı değildir, çünkü Rus işgalcilerle savaşanlar, en iyi evlatların elleri ile Çeçen halkıdır" (ÇİC SK Genel Kurmaylığının özel bildirisi, 3 Mart 2004 yılı.)
• "Hamzat şanlı bir hayat yaşadı ve Allah’ın yolunda birçok şey yapıp, gerçek bir erkek olduğunu göstermiştir. Ama kardeşlerimizin ölümü bizi üzmemeli. Müslümanlar bu dünyaya hayatın güzellikleri için gelmiyorlar, sadece torunlarına cesaret ve erkeklik örneği gösterip Allah’ın yolunda Şehit olmak için!" (Kafkasya Gazetecileri Derneği başkanı Ahmet Sardali’nin 3 Mart 2004 yılı tarihli bildirisinden).
• "Kuşku yok, Allah’ın yolunda ilerlemek için kendi hayatını ancak Büyük bir İnsan verir. Yüce Yaratan’ın adına Cihadın sunağına ruhunu ve kalbini koyanlar, ateşin gölgelerinde kalan günahkar güruhun üzerindedir hep. Ki, aynı zamanda işgalciler ve hainler, kendi başlarına sadece dert getireceklerdir. Hamzat Gelayev de bu isimlerden biriydi. Zelimhan ve diğer mücahitler gibi, ondan sonra gelecek olanlara şanlı ölümün nasıl olacağını gösterdi ve kendisine Şeref anıtı dikmiştir. (Şamil Abuyev, gazeteci – Çeçenpress 04.03.2004).
• "O hayattayken ondan çok korktular. Korkuyorlardı ve nefret ediyorlardı. Çünkü o, askeri eğitim almadan, apoletli Rus kölelerden daha iyi savaşıyordu" (Pavel Luzakov, gazeteci, insan hakları korumacı Kavkaz Center, 06.03.2004).
• "Hamzat’ı bilenler onu, cesur, iyi niyetli ve dindar bir Müslüman olarak anlatıyorlar. Hamzat, vatanını samimiyetle seven ve vatanı için hayatını verebilecek bir insandı. Çünkü o, bu vatanın bir parçası idi, onun canı" (Kafkasya Habercisinin 07.03.2004 tarihli makalesi).
• "Doğuştan beri SAVAŞÇI, sessiz bir şekilde ŞEHİT oldu… Onun son sözleri, bize veraset olarak, DÜŞMANA sıktığı kurşunları idi! Bu verasete sadık kalalım!" (Turko Dikaev, Çeçenpress muhabiri, 08.03.2004).
• "Bir kurt her zaman sessiz ölür. Ölürken de düşmanın gözlerine bakar. Hamzat Gelayev de, son nefesine kadar mücadelesine sadık kalarak gitti. Dağıstan’ın karlı dağlarında ve yaralı, son anına kadar direndi." (Ramisa Guho, Kavkaz Center’in gazetecisi 14.04.2004).
ARSLAN MASKHADOV
Kendi jenerasyonundaki bütün Çeçenler gibi, Aslan Mashadov da sürgünde doğdu. Ailesi 1944 yılında Stalin tarafından sürgün edilmişti. Kazakistan’dan evine 1957 yılında 6 yaşında bir çocuk iken döndü.
Geleceğin başkanı kariyerine Sovyet ordusunda topçu subayı olarak başladı.1972'de Tiflis Askeri Topçu Akademisi'nden, 1981'de de Kalinin Topçu Akademisinden mezun oldu.
Macaristan'da görev yaptı ve Ocak 1991'de Litvanya milliyetçi bağımsızlık hareketinin bastırılması girişimlerinde Sovyet ordusunda görev aldı - aldığı bu görevden duyduğu pişmanlığı defalarca dile getirdi.
Ertesi sene Çeçenistan’ın Bağımsızlık mücadelesini sürükleyen liderler arasında yer aldı.
1995 yılında Çeçenistan Silahlı Kuvvetleri Genel Kurmay Başkan Yardımcısı görevini yürütürken Cahar-Kale (Grozni) Başkanlık Sarayının savunulmasını koordine ederek Genel Kurmay Başkanlığına yükseldi ve büyük başarılara imza attı.
1996 yılında barış görüşmelerinde ön plandaydı.Her zaman bir nokta da katı oldu; Çeçenistan Bağımsız olmalıydı.
27 Ocak 1997’deki seçimlerde oyların %63’ünü alarak Çeçenistan Devlet Başkanlığı’na seçildi.
1997 ve 1998 yıllarında uğradığı iki suikast girişiminden de son anda kurtuldu.
Çeçen halkının seçilmiş lideri Aslan Mashadov, Devlet Başkanlığı görevini bağımsızlık mücadelesinin en ön saffında sürdürürken 8 Mart 2005 tarihinde şehadet şerbetini içerek tüm Çeçenler gibi darubekaya kanat açmıştır.
Mashadov'un Nasıl Şehit Edildiğini Ş.BASAYEV Anlattı
(Kavkaz Center'dan )
Askeri Amir, ÇİC Şura Meclisi DSK Askeri Komite Başkanı Abdullah Şamil Abu-İdris, Kavkaz Center haber ajansına, kontrol edilmiş ve teyit edilmiş bilgileri sunarak, Aslan Mashadov’un Ruslar tarafından nasıl bulunduğunu, anlattı.
Çeçen komutanın söylediği göre, her şeyin sebebi, Mashadov’un dikkatsizce telefon kullanması oldu.
Abdullah Şamil Abu-İdris’in Kavkaz Center ile yaptığı kısa röportajında anlattıkları bunlar:
"Aslan Mashadov’un ölümü mücahitler tarafından sakin bir şekilde karşılandı. Hatta mücahitlerimiz bu ana kadar böyle şerefli bir liderin önderliğinde savaştıkları için memnun oldular ve aynı şekilde mücadeleye devam etmeye karar verdiler.
Söylememiz gerekir ki Aslan İslam dininde sürekli gelişiyordu ve özellikle son üç yıl içerisinde her gün gittikçe daha iyi oluyordu. Arap dili öğrenmişti ve Kuran’ı öğreniyordu.
Geçen yılın sonbaharından itibaren değişik kanallar üzerinden Mashadov’a görüşmeler teklif edildi. Kesin bir şey söylemeyeceğim, ama teklifler sanki Kremlinden bile geliyordu.
Aslan’ın ne olursa olsun savaşı ne kadar durdurmak istediğini herkes biliyor. Kısacası, bu yönde çalışmaya başladı. O andan itibaren aktif bir biçimde telefon kullanmaya başladı. Yurt dışı temsilcilerinden daha çok operatif bilgiye ihtiyacı vardı, tabii, ve bunun için daha çok telefon kullanmaya başladı. Mücahitlerin dağlarda bulunan birlikleri ile bağlantı kuruyordu.
Önceleri dikkatli idi ve telefon açmak için köyden çıkıyordu, daha sonra evinden bile arayıp, telefonlar alıyordu. Kendisi konuşmuyordu: yardımcıları Vahit Murdaşev ve Vishan konuşuyorlardı, ama farkı yok, çünkü sorulara cevaplar hemen veriliyordu. Demek ki yakınlarında idi.
Sıkça SMS gönderiyordu. Ben birkaç kez rica ettim kendisine: şehirden ara, ama o konuşmak istiyordu ve benim yapabileceğim bir şey yoktu.
Kısacası, bulunduğu yeri telefonla tespit ettiler ve ihanet yoktu. Böylece 10 milyon dolar Patruşev (en az beş milyon) ve Rus Gizli Servisinin bölgesel müdürlükleri kendi aralarında paylaşacaklar. Savaştan öncesindeki gibi: fidyeler Ruşaylo ve yandaşları arasında paylaşılıyorlardı.
Çeçenlerin sahte pasaportlarını düzenlemek onlar için sorun değildir, ki, bizim için bile sorun değil. Bir haini bulacaklar ve parayı bölüşecekler kendi aralarında.
Mashadov’un bulunduğu evden yüz metre ötesinde komutanlık ve yerel yönetim binası var. Birkaç gün öncesinde oraya telefon konuşmaları dinleme teçhizatları getirdiler. Bunu da biliyorlardı.
Operasyonu ancak Rus FSB (Federal Güvenlik Servisi) yürütüyordu ve kimsenin haberi yoktu. Onun için Şabalkin, terör eylemi hakkında saçmalıklar konuşuyordu.
Mashadov bodrumda kalmıyordu. Yusupov’un bahçesinde bulunan bir evde yaşıyordu. Televizyonda gösterilen gizli yer altı bölmesi, Yusupov’un kuzeni için yapılmıştı. Kuzeni İlishanov, birkaç kez tutuklanıp, serbest bırakılmıştı ve daha sonra yine aranıyordu. Bazen bu gizli yerde saklanıyordu.
Geçen yılın sonbaharında oraya geldi ve kuzeni, arkadaşları ile kendisini kışı geçirmek için aldı. Aslan’ı görmedi, sadece Vahit’i ve Vishan’ı. Öylece, ayrı bir evde yaşadılar. Evin sahibi ve eşi eve hiçbir zaman girmediler, çünkü misafirleri rahatsız etmek adetlerimizde yoktur. Bunun için ev sahibi eşi, Mashadov’un bedeninin Ruslar tarafından oraya getirildiğini düşünüyor. Evde kimin olduğunu bilmiyordu bile.
Ev kuşatıldığında, Vishan, Vahit ve Aslan, evin bodrumuna indiler. Ev sahibi ve İlishanov’u sabahın saat sekizinde tutukladılar ve sonra, öğle saat iki ye kadar arama yaptılar. Bodrumu bulduklarında Aslan hemen ateş açtı. Kısa çatışmadan sonra kafirler Aslan’ın esir düşmeyeceğini anlayınca, bodruma el bombaları attılar ve bir plan düzenlediler. Aslan Şehit oldu İnşaAllah, silahlı Vahita ve Vishan ise- dışarıya çıktılar ve teslim oldular. Aslan onlara müsaade etmezdi çünkü onların elinde çok bilgi vardı. Nasıl olsa onun yanında uzun zaman boyunca kaldılar.
Daha önce demiştim ona, daha kararlı ve yanında ölecek insanları alması gerekirdi, ama o istediği gibi davrandı.
Çok isteseler de canlı olarak Aslan’ı ele geçiremezlerdi. Daha geçen yıl ona hafifletilmiş "Şehit kuşağı" vermiştim ve onu hep yanında taşıyordu. Üç otomatik silah, tabancalar ve el bombaları hariç hiçbir şeyleri yoktu. Özellikle de Rusların dediği gibi "düzinece patlayıcılar". Fazla silahlara gerek de yoktu. Onların en büyük silahı, zedeledikleri gizlilik idi.
Bugün kafirler ne derse desinler, ne öyküler üretirse üretsinler, Aslan Allah için savaştı ve ölümü ile bunu ispat etti. Ruslar ise, cesedi etrafında rezil konuşmaları ve oynaşmaları ile kendileriniaşağılıyorlar. Kafirler kafirdir, başka bir kelime de onlara yakışmaz...
__________________
İMAM ŞAMİL
Kuzey Kafkasya'nın efsanevi lideri ve "devletleşme" çabalarının en kayda değer ismi İmam Şamil, 1797 yılında Dağıstan'da Gimri (Genu) köyünde dünyaya geldi. Babası bölgenin yerli halklarından Avarlara mensup Dengau Muhammed'dir. Annesi Aşiltalı Bahu Mesedo, Avar beyi olan Pir Budah'ın kızıdır. Genç yaşında, Rus yayılmacılığına karşı Kuzey Kafkasya'da halkı "gazavat"a çağıran Nakşibendi tarikatına dahil oldu. İlk eğitimini Said Harekani'den aldı. Daha sonra kayınpederi olan Nakşibendi Şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki Efendi'den ders aldı. İmam Hamzat'ın 19 Eylül 1834 Cuma günü Hunzah Camii'nde şehadetinden sonra, 2 Ekim 1834'de Aşilta'da yapılan toplantıda oy birliği ile imamlığa getirildi.
25 Ağustos 1859'da, Gunip kuşatmasında silah bırakıncaya kadar aralıksız mücadeleyi sürdürdü. 1869'a dek Kaluga'da ikamet etti. 1870'te İstanbul üzerinden Hicaz'a geçti.
İmam Şamil, muhtelif zamanlarda beş defa evlendi. Fatimat, Cevheret, Zahidet, Emine ve Şovanat ismindeki zevcelerinden Ahmed Cemaleddin (küçük yaşta öldü), Muhammed Gazi, Muhammed Said, Muhammed Şefi, Cemaleddin ve Muhammed Kamil isimli altı oğlu ile Fatimat, Nafisat, Necabat, Bahu-Mesedu ve Safiyat isimli beş kızı oldu. Yaygın olarak bilinenin aksine, Şamil asla bir "şeyh" değildi; "siyasi otorite" yi temsil eden "imamet" makamında bulunuyordu. Şamil'in ruh ikliminde Molla Cemaleddin'in yeri büyüktü. Hocasının yanında Şamil, baştan beri büyük bir disiplin ile çalışmış, Arap edebiyatını öğrenmiş, mukayeseli ilim dalları üzerinde çalışmıştı. Büyük yerleşim birimlerinde halkı teşkilatlandırıp, aydınlatmaya çalışan Şamil, Aşilta köyüne yerleşti.
Ruslar 1837 Hunzah, Gimri ve diğer önemli yerleşim birimlerini zaptedip kaleler yapmışlardı.
Sık sık yer değiştirmek zorunda kalan Şamil, düşmanın uzanmayacağı bir yerde yerleşmeyi önerenlere sağlam bir yere çekilelim, kendi yurdumuzda düşmanla çarpışalım" dedi. Bunun üzerine çok güç zaptedilir bir yer olan Ahulgoh'a yerleştiler. Henüz daha bir yıl olmuştu ki; Ruslar bütün kuvvetleriyle 1838'de Ahulgoh'u ablukaya aldılar. Cesaretin mükemmel örneğini Gimri müdafaasında gösteren Şamil, imamlığının ilk büyük imtihanını ve kumanda üstünlüğünü Ahulgoh ve Surbay savaşlarında da ispat etmişti. Ahulgoh'ta günlerce mücadele eden İmam, buradan kuşatmayı gizlice aşarak Ruslara esir düşmeden Çeçenistan'a gitmeyi başardı. Ruslar bu kuşatmada İmam'ın bir avuç askeri karşısında 3 bin kayıp vermişti. Başına ödül konmuş olan İmam'ın Rus Çarı'na meydan okuyan mektupları ünlüdür.
Muhammed Tahir'in vesikaları Şamil'in hayatına ilişkin aydınlatıcı bilgiler vermektedir. Tahir, Şamil'in vefakar bir maiyeti ve sekreteriydi. Şamil, esaret yıllarında hayatına ilişkin bilgileri dikte ettirmişti. Bu tarihi vesikalar Arapça yazılmıştır. Tahir'in 1882'de ölümünden sonra, oğlu Habibullah eserin yazım işini sürdürdü.
Şamil daha genç yaşlarında iken ciddi çalışmaları, spor aktiviteleri ve kahramanlıkları ile adından sözettirdi. Şamil sadece asker kişiliği ile tanınan biri değildi. Uyguladığı başarılı harp taktiklerinin yanısıra adli, idari ve sivil bir devlet mekanizması geliştirdi. Medreselerdeki tedrisata ehemmiyet verdi, fikir ve san'at sahasında büyük adımlar attı. Tarihteki en büyük gerilla lideri sayılan Şamil 4 Şubat 1871'de yetmiş dört yaşında Medine'de vefat etti. Cennet-ül Baki mezarlığına defnedildi.
__________________
İBN-UL HATTAB
Gerilla ismi yada Kod adı: Ibn-ul-Hattab veya Hattab
Gerçek ismi: Samir Es Suveylim
Görevi: Kafkasya Yabancı Mücahidler Kumandanı
Doğum Yılı: 1970
Uyruğu: GCC üyelerine ait Arap Körfezinde bir ülke
Bildiği diller: Arapça, Rusça, İngizilizce, Paştu
Doğum yeri: Arap Körfezi
Cihad deneyimi: 12 yıl
Cihada katıldığı yerler: Afganistan, Tacikistan, Çeçenistan
“Eğer Afganistandayken bana gelip birgün gelecek ruslarla rusyanın içinde de
savaşacağız deseydiniz, size asla inanmazdım. [Ibn-ul-Hattab]”
Arap Körfezinde varlıklı ve kültürlü bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Çok cesur , kuvvetli ve gözüpek bir genç olarak yetişen Hattab Ingilizce eğitimi aldıktan sonra 1987 yılında bir Amerikan Lisesinde okuma hakkı kazandı. Aynı yıl istilacı Rus ordusuna karşı Afganistan Cihadını en yoğun dönemlerindeydi. Dünyanın dört bir tarafından müslüman gençler Şeyh Abdullah Azzam (1989 da suikast sonucu şehid oldu), Şeyh Tamim Adnani (vefat 1988) ve Usama bin Ladin gibi İslami kimliği ile öne çıkmış kişilerin Cihad çağrılarına icabet ederek Afganistana akın etmekteydiler.
Dünyanın Süper Güç olarak kabul ettiği Rusyaya karşı yapılan mücadele ve gösterilen olağanüstü kahramanlıklar müslümanlar arasında yayılıyordu. A.B.D. de eğitimine devam edeceği zaman geldiğinde Hattab birçok arkadaşının ve akrabalarının yaptığı gibi Afganistana kısa bir ziyarette bulunmaya karar verdi. 1987 de ailesi ile vedalaşıp evinden ayrılan Hattab o günden sonra bir daha evine, ailesinin yanına dönmedi.
Bir mücahid, Hattabın ilk kez Celalabad daki eğitim kampına geldiğinde gördüğü zamanki izlenimlerini şöyle anlatıyor.
“Celalabad daki eğitim kampı hemen hergün gelen ve gidenlerle dolup boşalıyordu. Ruslara karşı büyük bir operasyon hazırlığı içindeydik, eğitimini tamamlayanlar eşyalarını alıp cepheye gidiyorlardı. Biz cepheye gitmek için yola çıkarken yeni bir grup geldi. Hattabı ilk kez o zaman gördüm. 16-17 yaşlarında henüz sakalları yeni yeni çıkan uzun saçlı bir genç…Henüz gelmişti, ilk yaptığı şey kamp komutanlarına gidip kendisini cepheye göndermesi için yalvarmak oldu. Komutanlar gitmesine müsade etmediler. Yanına gidip kendisini tebrik ettim ve adını sordum. “– Ibn-ul-Hattab” la böylece tanışmış
oldum. ”
Hattab eğitimini tamamladıktan sonra cepheye gitti. Eğitimini veren komutanlardan biri, 1987 yılında Jaji deki ünlü Aslan Yuvası Operasyonunda komuta etmiş olan Hassan as-Sarehi idi. [Hassan As-Sarehi'ye bir suç ithamında bulunulduğundan dolayı 1996 dan bu yana Cidde/Suudi Arabistanda bulunan bir hapishanede bulunmaktadır.]
Sonraki 6 yılda, artık Hattab 20. yüzyılın gördüğü en cesur ve çetin Mücahid
Kumandanları arasına girmiştir. Karşı saldırı ve ateşlerden kaçmaması ve
yaralandığında acısını gizlemesi ile tanınır. Hem normal hem de özel Sovyet güçlerine karşı birçok operasyon, pusu ve baskınlarda bulunmuş ve 1988–1993 yılları arasında içlerinde Celalabad, Host ve Kabil ün ele geçirilmesininde (fethininde) bulunduğu Afganistandaki bütün önemli operasyonlara katılmıştır. Allah’ın inayeti ile birçok kez ölüm tehlikesi atlatmıştır.
Bir mücahid, Hattab’ın Afganistan’da karnından 12.7 mm’lik ağır bir makinalı
mermisi ile yaralanmasını şöyle anlatıyor. (12.7 mm ‘lik bu silah zırh delici olarak kullanılmaktadır ve insan vücuduna isabet etse onu kıyma haline getirir, bunu her askeri uzman tasdik edecektir.)
“Operasyon sırasında biz cephe gerişinde ufak bir evde idik. Akşam olmuştu ve savaş çok çetin bir şekilde devam ediyordu. Hattab birden odadan içeri girdi, yüzü solgundu, birsey olmamis gibi davranmaya calişıyordu. Yavaşça yürüyerek bize doğru geldi ve yanımıza oturdu. Herhangi bir acı ifadesi göstermiyordu ama birşeylerin yanlış gittiğini anlamıştık, genellikle suskun birisi olmayan Hattab, oldukça sessizdi. Yaralanıp yaralanmadığını sorduk. Ufak bir sıyrık, önemli birşey yok, dedi. Bir kardeş yanına gidip yarasına bakmak istediğinde önemli birşeyin olmadığını tekrar ederek onu geri çevirmeye çalıştı ama kardeş Hattabı zorla¤¤¤¤¤ yaraya baktı, elini karnına koydu. Hattabın yarası şiddetli bir şekilde kanıyordu, elbisesi tamamen kana bulanmıştı. Hemen bir araç çağırarak onu bir an önce en yakın hastaneye ulaştırmak için harekete geçtiğimizde halen bunun hafif bir yara olduğunu önemli bir durumun olmadığını söylüyordu.”
Afganistanda el yapımı bir el bombasını atarken elinde patlaması sonucu sağ elinin iki parmağını kaybetti. Mücahidler Peşavara gidip orada tedavi olması için ikna etmeye çalıştılar isede o, Hz.Muhammed (S.A.V.) efendimizin sünneti üzere yarasını biraz bal ile sarmış ve arkadaşlarının teklifini reddedmiş, bunun için Peşavar’a kadar gitmeye gerek yok demiştir. Parmaklarını halen benzer bir şekilde bandajlıdır.
Komunistler bozguna uğrayıp, Sovyet ordusu Afganistanı terk etmek zorunda kaldığı zaman, Hattab ve bir grup arkadaşı bu sefer Tacikistan’da aynı düşmana karşı bir savaşın haberini aldılar. Bunun üzerine eşyalarını topla¤¤¤¤¤ bu grupla beraber 1993 yılında Tacikistanın yolunu tuttu. Tacikistanda 2 yıl boyunca karlı, dağlık arazide cephane ve mühimmat eksikliği içinde mücadele ettiler.
Tacikistanda geçen 2 yıl sonunda, Hattab 1995 yılları başında küçük grubu ile
Afganistana döndü. O zamanlar, islami tavır ve kararlılıkları ile herkesi şaşırtan
Çeçenlerin Ruslara karşı savaşı yeni yeni başlıyordu.
Hattab bir akşam uydu televizyonunda gördüğü Çeçenistan haberi görüntüleri üzerine hissettiklerini şöyle açıklıyor:
“Üzerinde ‘La ilahe illallah’ yazılı saç bantları takan ve tekbir getiren Çeçenleri
gördüğüm zaman Çeçenistanda bir cihad olduğuna ve oraya gitmem gerektiğine karar verdim. ”
Hattab, 1995 yılının baharında Afganistandan 8 mücahid arkadaşı ile birlikte
Çeçenistana geçti. Afganistan ve Tacikistanda yaşananlar, Çeçenistan'da 4 yılda yaşanan kahramanlıklar yanında çocuk oyuncağı gibi kaldı. Resmi Rus kaynaklarına göre 3 yıllık Çeçen Rus savaşında öldürülen Rus askeri sayısı Afganistandaki 10 yıllık kayıplarından fazla idi.
Hattab ve arkadaşları Afganistandan geldiklerinde bölgelerindeki Çeçenlere savaş ve islami eğitim vermekle işe başladılar. Çeçenistanda (Khartoshoi 1995, Şatoy 1996, Yashmardy 1996) ve Rusya içinde (Dağıstan 1997 ve şimdi) çok önemli operasyonlara katıldılar.
En şanlı operasyonlarından birisi, 16 Nisan 1996 tarihinde komutasındaki 50 kişilik mücahid grubuyla 50 araçtan oluşan Rus konvoyunu imha ettikleri Şatoi Pususudur. Resmi Rus kaynakları bu pusuda 26 sı rütbeli olmak üzere 223 Rus askerinin öldüğünü ve bütün araçların bertaraf edildiğini bildirmişti. Bu operasyon Moskovada 2 veya 3 Rus generalinin görevlerinden alınmasına sebeb olmuş ve Boris Yeltsin operasyonla ilgili haberleri Rus Parlementosunda bizzat duyurmuştu. 5 mücahidin şehitlik mertebesine ulaştığı bu operasyon filme alınmış ve fotoğraflarla tarihe kaydedilmiştir. Fotoğraflar ve filmler [Linkleri Sadece Üyeler Görebilir. Buraya Tıklayarak Üye Olabilirsiniz...] daki fotoğraf arşivi bölümünde görülebilir.
Bundan birkaç ay sonra Hattab grubu ile Rus Askeri Kışlasına yaptığı başka bir
baskında rus helikoterlerini AT-3 uzaktan yönlendirilen tanksavarlarıyla
düşürdüler. Bu operasyon da filme alınmıştır. Ayrıca grubundan bazı mücahidler 1996 Ağustosunda Şamil Basayev’in komuta ettiği ünlü Grozni saldırılarında görev almıştır.
22 Aralık 1997 yılında tekrar sahneye çıkmış, komuta ettiği 100 Çeçen ve Yabancı Mücahidden oluşan grubu ile Rusya içine 100 km sızarak 136. Mekanize Tugayı Merkezine saldırıda bulunmuştur. Bu baskında 300 Rus aracı bertaraf edilmiş ve birçok Rus askeri öldürülmüştür. Birisi Hattabın kumandanlarından olan Abu Bakr Aqeedah olmak üzere iki mücahid bu baskında şehit olmuştur.
1996 yılının sonbaharında Rusyanın Çeçenistandan çekilmesinden sonra Hattab Çeçenistan’da Milli Kahraman ilan edildi. Şamil Basayev ve Salman Raduyev gibi Çeçenistanın en büyük kumandanlarınında katıldığı bir törenle kendisine Üstün Cesaret Madalyası takdim edilip ayrıca Çeçen Hükümeti tarafından General rütbesi ile onurlandırıldı. Cevher Dudayev şehadetinden önce hal ve davranışlarıyla Hattabı her zaman takdir ettiğini göstermiştir.
Hattab cihadın Medya alanınada taşınması gerektiğine inanmaktadır. “Allah bizlere inanmayanların silahları ile savaşmamızı emrediyor. Onlar medya ve propaganda yolunu kullanıyorlar, öyleyse bizde kendi medyamızla onlara karşı savaşmalıyız” demiştir. Bu yüzden bütün operasyonlarının filmlerinin kaydedilmesine özen gösterir. Afganistan, Tacikistan ve Çeçenistandaki savaş görüntülerini içeren 100’lerce video kasetinin olduğu bilinmektedir. Düşman medyasının yalan, yanlış iddialarına yanıt olarak sadece sözlerin yetmeyeceğini ve video görüntülerinin de cevapta yer alması gerektiğini savunmaktadır. 1999 Ağustosunda Dağıstandaki Rus güçlerinin imhasına ait, ölü 100 lerce Rus askerinin (Rusya o zaman kayıplarını 40 asker olarak bildirmişti) görüntülerini içeren video görüntüleri [Linkleri Sadece Üyeler Görebilir. Buraya Tıklayarak Üye Olabilirsiniz...] sitesinde 'Jihad in Chechnya' bölümünde bulunabilir.
Hattab birçok müslüman tarafından zamanımızın Halid Bin Velidi olarak görülmektedir. Ölümün Allahın önceden takdir ettiği bir zamanda, 'ne bir dakika önce nede bir dakika sonra’ geleceğine inanmaktadır. Birçok kez ölüm tehlikesi atlatmış ve suikast girişimlerinden kurtulmuştur. En yakını, 4 tonluk bir rus kamyonunu kullanırken Ruslar tarafından kamyon bombalanmış, parça parça olan kamyondan Hattab, Allah’ın izniyle burnu bile kanamada kurtulmuştur.
Zeki, cesur ve güçlü bir kişiliğe sahiptir. Askerleri tarafından çok sevilen Hattab,
kendisi ile oyun oynanmayacak birisi olarak tanınır. Askerleri ile yakından ilgilenir, onların kişisel problemlerini çözmelerinde yardımcı olur, onlara kendileri için alışveriş yapmaları için para verir. Herbiri ilerde kendisinin yerini alabilecek kadar iyi yetişmiş bir kumandan kadrosu vardır.
Dünya Müslümanlarına şunu tavsiye etmektedir:
“Allah yolunda Cihad etmekten bizleri alıkoyan ilk sebeb ailelerimizdir. Buraya
gelenlerin hiçbiri ailesinin iznini alarak gelmedi. Eğer bizde ailelerimizi dinleyip geri dönmüş olsaydık, bu davayı kim omuzlayacaktı? Ne zaman anneme telefon açsam, 12 yıldır kendisini görmemiş olmama rağmen beni eve çağırıyor. Eğer herkes giderse, kim devam edecek?”
Hattab, Ruslar Kafkasyadan Orta Asya’ya kadar bütün müslüman topraklarını tamamen terk edip gidinceye kadar onlarla savaşmaya azmetmiştir. “Rusları ve taktiklerini biliyoruz. Zayıf yönlerini de bildiğimiz Rus Ordusuna karşı savaşmak bizim için başka bir orduyla savaşmaktan daha kolay.” demiştir.
Medya, yalan yanlış yayınları ile Hattabı dünya çapında terörist eylemlerden sorumlu bir kişi olarak lanse etmeye çalışmaktadır. Bu biyografiyi tarafsız olarak okuyacak bir kişinin de takdir edeceği gibi Hattab düşmanları ile yüz yüze çarpışma taraftarıdır. Eğer insanlarının hayatlarına kasteden, çocuklarını öksüz, kadınlarını dul bırakan ordulara karşı savaşmak terörizm olarak nitelendirilecekse Hattab gerçekten bir teröristtir.
1979 yılında Sovyetler Birliği Afganistanı işgal etmişti. Bundan 20 yıl sonra ise artık Sovyetler Birliği diye birşey kalmamış ve bu işgal Mücahid Ordularının doğmasına sebeb olarak belkide kendisi açısından yüzyılın en büyük hatasını yapmıştır.
“İslam ümmeti için gönül birliği yapmış küçük bir grup. Bu küçük grup içinde dünyalarını amaçları uğruna feda etmeye hazır başka bir küçük grup ve bunlardan da canlarını ve kanlarını bu amaç üzere zafer için feda eden başka bir küçük grup. Küçük bir grup içinde, küçük bir grup ve onun içinde başka bir küçük grup.” [Shaheed Dr Sheikh Abdullah Azzam, 1989 da suikast sonucu şehid olmuştur.]
ARBİ BARAYEV
Şehid Komutan Arbi Bariyev Çocukluğundan beri güzel ahlak ve cömertliği ile tanınırdı. Birinci savaşta kendi grubunu kurdu . Grozninin savunulmasında ve gösterdiği kahramanlıklarla ün saldı. SAvaştan sonra General rütbesi aldı.
Çok iyi Kanas kullanırdı. Münafıkların korkulu rüyası haline gelmişti. 19 kez yaralandı, midesinin yarısı ve bir böbreğini kaybetti. 25 defa suikaste maruz kaldı. Allah yolunda yılmadı.
Arbi'nin şehadetinde münafıkların rolü çok büyüktü doğduğu köy (Yermaluka) de bulunurken münafıklar rus kafirlerine haber verdi. ruslar köyü her yerden kuşattılar (3.000 rus askerleri köyü kuşamıştır.) Son mermisine kadar Allah yolunda cihada devam etti ve 24 haziran 2001 de inşallah Allah katında şehidler mertebesine ulaştı.
SALMAN RADUYEV ( YALNIZKURT )
Çeçen komutan Salman Raduyev nam-ı diğer Yalnız Kurt esir tutulduğu Rusya'nın Perm bölgesindeki cezaevinde şehid oldu.
O, büyük bir savaşçı gerçek bir kahramandı. İnançları doğrultusunda vatanı için savaştı ve bu uğurda şehid oldu. O'nu bir savaş esiri olarak kabul etmeyip sıradan bir terör suçlusuymuş gibi görenler, ölümünden birinci derecede sorumludurlar.
Birinci Rus-Çeçen savaşının Çeçenlere kazandırdığı komutanların önde gelenlerinden biri Salman Raduyev'di. Raduyev, Kızılyar baskını ve Pervomayskoye mücadelesiyle tanındı. Raduyev, Çeçenistan Gudermes Belediye Başkanlığı görevinde de bulundu.
Salman Raduyev, Çeçenlerin bağımsızlıgını ilan eden ve 1994-1996 daki savaşta şehid olan liderleri Cahar Dudayev'in de damadıydı.
Ruslar’ın kalbine korku salan komutanlardan Salman Raduyev’in esir düştükten sonra Rus mahkemesi tarafından ömür boyu hapse mahkum edilmesine rağmen, yaptığı şu konuşma unutulmadı :
“Kendi vatanımı savundum. Biz Ruslar’ı çağırmadık. Onlar gelip bizim vatanımızı işgal ettiler. Biz savaşı istemedik, onlar gelip bizimle savaşmak istedi. Ruslar, askerlerimizle savaşmak yerine çocuk, kadın ve yaşlı insanları öldürdü. Sizin, benim hakkımdaki hükmünüz ceza değil, mükafattır. Allah’ın bana verdiği ömrü, O’nun yolunda ve kendi vatanıma harcadım. Her şey, Allah’ın elinde. O istediği zaman ben buradan çıkarım. Ben, önce Allah’ın, sonra komutanım Cahar Dudayev’in askeriyim. Savaştığım için asla pişman değilim.”
13 Şubat 1967 doğumlu olan Ünlü komutan ve 'Yalnız kurt' lakabıyla tanınan Salman Raduyev esir düştüğü Ruslar tarafında Perm bölgesindeki cezaevinde işkenceyle katledildi 14 Aralık 2002 de (saadet oldu insh'Allah) Allah rahmet eylesin.
Şehide Havva BARAYEV
Şehide Havva Barayev, 19 yaşında. Havva, patlayıcılarla yüklü bir aracı, Alkhan Kala'daki bir Rus Özel Kuvvetler binasının merkezine sürüp infilak ettirmek suretiyle 4.haziran.2000 de Shaadet oldu İnsh'Allah
"Ne yaptığımı biliyorum. Cennet'in bir bedeli var ve ümit ediyorum ki, bu yaptığım, benim Cennet için ödediğim bedel olacak."
Havva Barayev, Hicab(Örtü)'ın Kılıcı
Havva Barayev Kızkardeş, Rus askeri binasını tahrip eden bir şehadet saldırısı gerçekleştirdi.
Bütün müslümanlara!
Çeçenya'daki kardeşlerine ve bacılarına olan sorumluluklarını yerine getirmekten yana zayıf not alan herkese, Müslümanlar Çeçenya'da ve dahi dünyanın diğer bölgelerinde boğazlanırken, vaktini, dünyalık sersemce işlerle, kahramanlıklarla boşa geçiren herkese...
Hicabı(Örtüyü) kuşanan, yaşı henüz 20 dahi olmayan ve son sözleri aşağıda olan, genç bir müslüman bayanın çağrısına kulak verin: "Ne yaptığımı biliyorum. Cennet'in bir bedeli var. Ve umuyorum, yapacağım şey benim için Cennet için ödeyeceğim bedel olacak."
Bir süre sonra, Havva Barayev isimli kızkardeşimiz, patlayıcılarla yüklü bir aracı, önce Alkhan Kale'nin caddeleri boyunca, daha sonra da Rusya'nın Çeçenya'daki Özel Harekât Kuvvetleri'nin Komutanlığı'nın bulunduğu karargahın içerisine sürdü. Rus askerleri, Havva bacımızı durdurma girişiminde bulunarak yoğun biçimde ateş açtılar ancak, Allah, Havva kardeşimizi ve onun vermek istediği mesajı zafere ulaştırmayı seçti. Havva arabayı sürerek kapıları aşmayı başardı ve nihayet binanın merkezine doğru sürdü aracı. Patlayıcılar, binayı yararak infilak etti ve çok ağır tahribata yol açtı.
Toz duman yatıştığında, pek çoğu üst seviyede Özel Kuvvetler subayı olan, 27 Rus askeri, yerde ölü olarak yatıyordu. Rus Özel Kuvvetleri tarafından kullanılan bina, çok ciddi biçimde tahrip olmuştu, ve 270.000 kişilik bir Rus ordusu, Allah'ın bir kadın savaşçısının, Rusya'nın seçkin kuvvetlerinin komutanlığının kalbine böyle bir bıçak saplayışını çaresizlik içerisinde seyrediyorlardı. Binaya verilen ağır hasarın görüntüsü ve saldırıdan sonra enkazın etrafında toplanan yüzlerce panik halindeki Rus askeri, saldırıda ancak çok az sayıda askerin öldüğü ve yaralandığı yönündeki resmi açıklamaları yalancı çıkarıyordu.
Kızkardeş Havva'nın, Allah için ve Müslümanların kurtuluşu için kendini feda etmesi, yalnız Çeçenya'daki inançsızların değil, dünyanın dört bir yanındaki inançsızların gözüne sokulan bir ibret belgesiydi. Verilen mesaj açıkça şunu haykırıyordu: Allah'tan yana olan insanlar artık, kâfirlerin zulümlerini kabullenmeyecektir. Bu uyarı, Müslüman kadınları, çocukları hiç kimseye hesap vermeden katledebileceklerini düşünenlerin tümüne yönelikti; Havva Barayev, Allah'ın düşmanlarına, yaptıkları zulümlerin hesabının sorulacağını ve yakalanıncaya dek Allah'ın askerlerinin peşlerini asla bırakmayacağını öğretmişti. Şehide Havva, Allah'ın düşmanlarına şunu da öğretti: İslam Ümmeti şimdi de ve bundan böyle de her zaman, erkek ve kadın mücahitler doğuracak analara sahip olacaktır. Bu Mücahitler her yerde, Müslümanların îmanını ve onurunu müdafaa edeceklerdir.
Evlerinin konforu içinde oturan Müslümanlar, Havva Barayev tarafından dünyaya öğretilen dersleri öğrenecekler mi? Onun sorgulamasız îmanını, kahramanca kendini hiçe sayışını, ve böylece verdiği örnekliği izleyebilecek misiniz? Çeçenya'daki kardeşlerinize ve bacılarınıza, siyasi ve finansal gücünüzle destek olacak mısınız? En azından dualarınızda Çeçenya'daki kardeşlerinizi ve bacılarınızı hatırlayacak mısınız?
Bu şehadet operasyonu, Mücahitlerin, Rus kuvvetlerinin Çeçenya'daki varlıklarının kökünü kazımak yolunda verdikleri gerilla savaşına, güç katarak, ayrı bir boyut eklemiştir. Allah, buna benzer operasyonların sayısını, ve faaliyet sahasını arttırsın; ve sonsuz merhametini Ümmetin şehidi, sevgili kızkardeşimiz Havva'ya ihsan etsin; çünkü Allah hakikaten, en çok Bağışlayan, en çok Lûtufkâr olandır; ve biz O'nun üzerinde, O'ndan daha Mukaddes hiç bir şey tanımayız.
Operasyonun haberinin yayılmasından kısa bir süre sonra, Alan Komutanı Ramazan Ahmedov şöyle bir yorumda bulundu:
"Evlerinde oturup hiç bir şey yapmayan Çeçen erkekleri bundan böyle kadınlarının yüzüne bakamayacaklar; Allah, bacımız Havva'ya rahmet eylesin."
Havva Barayev Çeçenya'da bu tür bir şehadet operasyonu gerçekleştiren ilk kadın. Bununla birlikte, Havva, Çeçenya'daki ilk kadın şehid değil. Daha önce pek çok bacımız Rus namerdlerinin ellerinde can vermişti. Ancak, Havva kızkardeş, yaptıklarıyla bir emsal oluşturdu; sadece kendisinden yaşça büyük kuzeni, başarılı alan komutanı Arbi Barayev'in yolunu izlemekle kalmadı; aynı zamanda, mücahitlerin, Allah (c.c) için yaşama, savaşma ve O'nun yolunda ölme kararlılıklarını kuvvetlendirdi o.
Allah, Çeçenya'daki Mücahitlere zafer ihsan etsin, onlar için Cennet'in en yüksek katlarında, en güzel nurlu gölgeliklerinde Kendisine yakın yüce makamlar ayırsın. Bu Mücahitlerden biri de bizim kızkardeşimiz ve Ümmetin şehidi olsun ve onun sözleri her yerde Müslümanların kalbine kazınsın:
"Ne yaptığımı biliyorum. Cennet'in bir bedeli var ve ümit ediyorum bu yaptığım, benim için Cennet'in karşılığı olacak."
DZHOKHAR MUSAYEVİÇ DUDAYEV
Dudayev 1944 yılının ocak ayında dünyaya geldi.On üç kardeşin en küçüğü idi.Doğum gününü tam olarak bilmiyordu.Çeçen sürgünü sırasında kundakta bir bebekmiş.Buna göre 1943 yılı sonu ya da 1944 yılı başlarında doğmuş olsa gerek. Doğumu ikinci dünya savaşının bitimine rastladı. Gözlerini dünyaya açtığında yokluk, kıtlık ve sefalete merhaba dedi.
Dudayev'in dünyaya gelişi sırasındaki yokluk ve sefalet sürprizine, bir de sürgün sürprizi ekleniyordu.
İkinci dünya savaşında Alman işgaline uğrayan Kırım ve Kuzey Kafkasya'nın batısındaki yenilgilere suçlu aranıyordu. Suçlu hemen bulundu. Çeçenler, Kırım Tatarları, Karaçay ve Balkar halkları idi bu suçlular.
Alman işgali altına girmeyen Çeçenistan ve Çeçen halkının, Almanlara nasıl işbirliği yaparak Rusya'ya ihanet ettiği bir türlü anlaşılamadıysa da, Çeçen halkı sürgünden kurtulamadı.
Rus yönetimi, yüzlerce yıldır kin beslediği Çeçen halkını, fırsat bu fırsattır diyerek tarih ve coğrafya sahnesinden silmeye teşebbüs etti.
21 şubat 1944 tarihinde Çeçen halkı top yekun olarak, 24 saat içinde elverişsiz şartlar altında ülkesini terke zorlandı. 850 bin Çeçen sürgün edildi. Bu sürgün sırasında Çeçen halkının yarıya yakını hayatını kaybetti.
Cevher Dudayev, suçlu olarak dünyaya geldi. Sürgün kararı verildiğinde yaklaşık 40 günlük bir bebekti. Annesinin kucağında sürgüne giden, belki de en küçük Çeçendi.
Sağlam bünyeli insanların dayanamadığı kış şartlarına, mucizevi bir şekilde direnen küçük Cevher (Dudi) sağ salim Kazakistan'a ulaşıyordu. Hz. Musa'yı en büyük düşmanı firavundan koruyan, hatta onun sarayında büyüten Rabbim, Cevher Dudayev'e de meleklerinin kanatlarını gererek onu büyük tehlikelerden koruyordu.
Dudayev Kazakistanın Çimkent şehrinde 13 yıl yaşadı. O, anne ve babasının anlattığı Çeçenistan'ı hep rüyasında görerek büyüdü. Kanlı diktatör Stalin'in ölümünden sonra Rus yönetimi, Çeçenlerin haksızlığa uğradığını kabul edip geri dönüşlerini serbes bıraktı.
1957 yılında gerçekleşen bu geri dönüş kervanına, Dudayev ve ailesi de katıldı.Dudayev ve ailesi, evlerine yerleşen Rusları, kazma ve küreklerle kovarak evlerine yeniden sahip oldular.
Çok zeki bir çocuk olan Dudayev, sınavlarını başarıyla verdiği Tambov Hava Harp Okuluna kaydoldu. Okulu başarıyla bitiren Cevher Dudayev, Sovyet ordusunda genç bir savaş uçağı pilotu olarak görev aldı.
Mesleğindeki başarısı ve dürüstlüğü ona hızla yükselme kapılarını açtı. Dudayev, kendisi gibi havacı bir Rus subayının kızına gönlünü kaptırdı.
Ona daha sonraki çileli yolunda hayat arkadaşı olacak Alla Dudayeva ile evlendi. Alla, Çeçen olarak doğmamıştı ama, Dudayev'in şehadetinden sonra onurlu duruşuyla gerçek Çeçen gelinleri aratmadı.
1989 yıllarına gelindiğinde, Sovyet sistemi çatırdamaya çaşlamıştı.Gorbaçov'un uyguladığı Glasnost ve Prestroyka politikaları Komünizme gün saydırıyordu.
1991 yılının Aralık ayında beklenen son gerçekleşti. Komünizm çökmüştü. Komünizmin sancılı çöküşü öncesinde Dudayev, Tuğgeneral rütbesiyle Estonya'da görev yapıyordu.
Estonya'da görev yaptığı sırada, stadyumdaki bir tören anında Estonyalı gençler, Eston bayrağı açarak bağımsızlık gösterisi yaptılar. Dudayev bu gösteriye sempatiyle baktı.
Ardından Estonya'da başlayan bağımsızlık yanlısı gösterilere müdahale etmesi talimatını dinlemeyerek "Asi General" adını aldı.
Bu sırada kendi ülkesi Çeçenistanda da hareketli günler yaşanıyordu. Zelimhan Yandarbiyev önderliğinde kurulan Çeçen Halk Kongresi hareketi Sovyet kalıntısı yönetimi sarsıyordu.
Dudayev, Zelimhan Yandarviyev'in davetine düşünmeden evet dedi.Sovyet ordusundan ayrılan Dudayev için yeni bir dönem başlıyordu.Çeçen Halk Kongresi 6 Eylül 1991 yılında Dudayev'in başkanlığında Çeçenistan'ın bağımsızlığını ilan etti. 27 Kasım 1991 yılında yapılan seçimde de halkın yüzde doksanından fazlasının oyunu alan Dudayev Çeçenistan'ın devlet başkanlığına seçildi.
Rusya Federasyonuna dahil olmadan,yolunu bağımsızlıktan yana çeviren Çeçen halkının iradesine karşı, Rus yönetimi iyi şeyler düşünmüyordu.
Rus yönetimi, Çeçen halkının bağımsızlık talebine karşı sert çıktı. Çe&c
|