La diyerek görünür semalarda çıkış kapısı… İnsanın içindeki tağut/u/ları
çıkarıp yerine sevgiliyi koyarak çıkılır çıkış kapısından… Coğrafyamız kan
ağlıyor. Yürekler parça parça olmuş. Sımsıkı tutunmamız gereken Allah’ın
>ipini bırakıp bölünmüşüz. Yüreğimize sadece tevhid binası dikilerek akan
bunca masum gözyaşı durdurabilir. Anaların feryatları bastırılabilir,
mahzenlerde yapılan yakarışlar ile… Eli sapağanlı çocukların gözlerindeki
umut ışığı, hıçkırıklarla parlar…
Medeniyet, yürek fatihleriyle kurulur. Yürek fatihlerinin yüreklerindeki
yangınlar birleşir ve ulaşır gökyüzüne. Acıyla, ızdırapla yoğrulan
yürekler, ecel kokusu sezilirken savaş alanında sezeryenişlere meydan okur.
Sınırlar ötesi sınırlar çizilir kan kırmızı güller ile. Gök kubbede
titreyişler; ta süveydalara inen zemheri yağmurlar çoğalınca aralanır çıkış
kapısı.
Yangınların eşiği olmuş katre katre dökülen gözyaşları. Hasret yaralarının
sancılarına ayetler okunuyor: “İnnallahe me’as sabirin”…
Alevler gökyüzünü sarıyor ve fetihleri bekliyor. Coğrafyalarda yürek
fetihleri gerçekleşiyor art arda. Ve işte o zaman özgürlük türküleri
söylenmeye başlıyor alevler etrafında…
Tağut her yerde… Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, peygamberimizin “Nefsinin
esiri olmadığı genci âlim” olarak nitelendirdiği bir dönem… Âlim olabilmek,
Allah’a yakın olabilmenin tek şartı: nefsimizin esiri olmamak… Küçücük
menfaat karşılığında dinimizi satmamak. Nefis bizi sarıp sarmalamış, adeta
şeytanın esiri olmuşuz. Kula kul olmuşuz, boynumuzu menfaat karşılığı eğer
olmuşuz… Ve ardından gafilce sorar olmuşuz: Biz niye bu hale geldik? Bir
madalyon gibi taşımamamız gereken dinimizi hor görüp utanır olmuşuz!…
Tarih ibretlerle dolu… İçinde bulunduğumuz anı tarihe yansıtmalı, geleceğe
bakış açımızı tarihi olgularla besleyip yola çıkılmalı. Kuran’ı Kerim in
geçmiş ümmetlerin başlarına gelen ibretlik olayları vermesinin sebebi işte
bu yüzden. “Hala düşünmeyecek misiniz? , Hala akletmeyecek misiniz?”
diyerek kendimize çeki düzen vermeyi ihmal ettiğimizi belirten Kuran’ı, ne
zaman hayat düsturu olarak kabul edeceğiz? İmanın en büyük şartı teslimiyet
köprüsünden geçmeden çıkış yolunu bulabilir miyiz? Kalbi, ruhi ve zihni bir
arınmaya ihtiyacımız var. Vahiy yaşam biçimine dönüşmüyorsa, hayata rengini
>vermiyorsa, yaşamımızda hiçbir etki yapmıyorsa anlaşılmamış demektir ve
bize şahitlik yapmayacaktır mahşerde… Unutmayalım ki arkadan yırtılan
gömleklerimiz, mahşerde şahitlik yapacak imanımıza…
“Ey insan seni Kerim olan Rabbine karşı aldatan şey nedir?” ( infitar 6)
sorusuna birçok neden bulabiliriz. Gurur ve kibir yüreklerimizi almış
cehenneme sürüklerken, şeytan ve dostlarının peşinde nereye kadar
gideceğiz? Dünya hayatımızı, ahiret hayatımıza tercih ederek kendimize en
büyük haksızlığı, zulmü yapıyoruz. “Gevşemeyin, üzülmeyin eğer iman
etmişseniz en üstün sizlersiniz.” (Ali-imran 139) Üstünlük teslimiyetten
geçiyor… Adamaktan geçiyor… İbrahimi bir imana sahip olabilmek Kuran’ı hayatımıza geçirmekten geçiyor…
Vakit kendimize gelme vakti… Hesaba çekilmeden hesaba çekme vakti…
Hayatımızı Kuran’a açma vakti… Hayati soru: Yürüyen Kuran olabilecek miyiz?
Sakın ola ki tefsir okumalarımız, sohbet halkalarımız bizleri oyalıyor
olmasın! Bunca okumalardan sonra hayatımız Kuran’ın tefsiri olabiliyor mu?
Kuranın çağrısı bir diriliş çağrısıdır. Ve sadece ona icabet edenler
diridirler, sadece onu hayat şiarı olarak görenler çıkış kapısını
bulabilirler… |